Ağustos 04, 2016

şuramda bak
nasıl bir girdapsa
her yanım ağrılı
her yanım sakat.

şuramda
yer demir gök bakır
sağım solum
sobelenmiş bir çocuk çaresizliğinde
boşluğa yakın.

şuramda
ihtiyar bir delikanlı
karabasanıyla pazarlık yapmakta
ağzı kadar kocaman bir güvercin
ağzında.

bak,
dilim kemikleşti susmaktan
benzersiz bir ağrı
şuramda.

Aralık 11, 2013

Ne/Desem/Yalan

Bitiyor hikâyeler. Kafada birkaç anı fotoğrafı, gif mi desem pek de bilmedim. 
Adsız yaşlı balıkçı, Haluk Bilginer ve Müşfik Kenter karışımı bir ses tonunda şiirler de okundu bitti, ikindi ezanına karışarak. Filmlerim geçti hayatımın önünden, kare kare; netleşmeyi bekleyerek çoğun karelerin her biri. Elimde, ayağımda, birmilyoncudan aldığım küçük aynadaki adamda ne kaldı? 
Bilmedim. 
Adam ki sadece yüzden ibaretti. Onu da yüzsüzlüğün rahminde kaybetti. Rahim, gerçek olan tek yer oksijenli kara parçasının aksine. İnsan, doğmamışken aslında en olmuş hâldeydi. Olmuş, olmamış ve ölmüş adlı 3 hâlini buldu insanın biliminsanları. Tarih: Bir/Cümle/Öncesi. Bana fısıldadılar fakat unuttum, epey zaman geçti üstünden. Şimdi ne desem yalan, 
bil/e/medim.

Kasım 05, 2013

Öyle Diyalog

- Korkuyorum.
- Neyden?
- Ümid etmekten.
- Neden?
- Çok mu soruyorsun acaba?
- Sadece iki soru.
- 2’de kalmaz, devamı gelir cinsten sorular ama.
- Sen sor.
- Ne sorayım?
- Soru sor.
- Ne sorayım?
- İçinden ne geliyorsa.
- Gelmiyor bir şey.
- O zaman laf olsun diye sor.
- Adın ne?
- Ümit.
- Ümit mi?
- Evet.
- Kağan değil miydi senin adın?
- Kağan. Ümit Kağan.
- Bunu bilmiyordum.
- Sordun, öğrendin.
- Şaşırdım, beklemiyordum.
- Ben bekliyordum.
- Neyi?
- Şaşıracağını.
- Nasıl?
- Soru sormaya başladın.
- Eee?
- E’si, soru soran insan mutlaka şaşıracağı cevaplarla karşılaşır.

- Bu kadar büyütme, sadece ufak bir şaşkınlık.
- Şimdilik öyle. Ama bundan sonra ümit kelimesine daha farklı bakacaksın.

- Sanmıyorum. Ümit işte, hep aynı ümit…sizlik.

- Hayır. Soru sordun ve cevap seni şaşırttı. Sormasaydın ne cevap bulabilecektin ne de şaşırma duygun harekete geçecekti.


- Ümitle ne alakası var bunun?

- Ümit de soru sormak gibi; eğer kullanmaktan korkar ve kullanmazsan içinde harekete geçmeyi bekleyen duygularını da sonsuz bir karanlığa gömmüş olursun.

- Korku da bir duygu değil mi?
- Evet, öyle.
- Ümid etmekten korkuyorum. İşte! İçimde harekete geçmeyi bekleyen korkuyu tetikliyorum.

- Doğru.
- Eee… Bu kadar mı? Haklı olduğumu, tezinin çürüdüğünü söylemeyecek misin?

- Hayır.
- Neden?
- Çünkü çok güzel merak ediyor, soruyor ve cevap için ümitleniyorsun.

- Ümitlenmiyorum, yanıldığını kabul etmeni istiyorum.
- Yanıldığımı söylediğimde rahatlamayacaksın.
- Belki. Ama… Yok, rahatlayacağım. Evet, rahatlayacağım.

- Bocalıyorsun, Şimdi de kuşkuya düştün.
- Hayır, düşmedim. Rahatlayacağım, eminim.
- Tamam, yanıldım.
- Kabul ediyor musun yani?
- Evet, tatmin olmuşsundur artık.
- Evet, oldum.
- Evet, oldun. Çünkü sorular sordun, cevaplar bekledin. Sen ne dersen de bu bekleyişin adı ümittir.

- Bu ne demek şimdi? Hani kabul etmiştin yanıldığını?
- Hala sorular soruyor olman ve tatmin olmaman çok hoşuma gidiyor.

- Neden?
- …
- “Neden?” diyorum sana!
- Sorduğun sorular kadar meraklı, beklediğin cevaplar kadar ümitli ve aldığın cevaplar kadar tatminkârsın.

- Yani?
- Yani güzel kardeşim; içinde cevap bulmaya dair bir ümit olmasaydı bana 31 replikte 20 soru sormazdın.

- Ne repliği? Ne sorusu?
- …
- Neden gülüyorsun?
- 19 soru… Ben sayamadım ama senaristin saydığına göre 31 replikte 19 soru sormuşsun. Sanırım an itibariyle 33’te 22 oldu.

- Senarist de kim?
- 34’te 23…
- Tamam, soru sormuyorum. Adam gibi anlat.

- Peki, anlatayım. En başa dönelim. Sana 2 soru sordum ve sorularım hakkında “2’de kalmaz, devamı gelir cinsten” yorumunu yaptın. O saatten sonra merakın ve cevap bulma ümidinle sorular sormaya devam ettin. Artık sen soru sormaktan da cevap bulmaktan da korkmayan biriydin. Tam 23 soru sordun. Bense sadece 2…
Öyle değil mi?

- 3 oldu. Ben demiştim “2’de kalmaz devamı gelir.” diye.

- Öyle.